« Önceki |

18/11/2009

SEN DERVİŞ OLAMAZSIN

 

Dervişlik der ki bana sen derviş olamazsın
Gel ne diyeyim sana sen derviş olamazsın
Derviş bağrı taş gerek gözü dolu yaş gerek
Koyundan yavaş gerek sen derviş olamazsın


Dövene elsiz gerek sövene dilsiz gerek
Derviş gönülsüz gerek sen derviş olamazsın
Dilin ile şakırsın çok maniler dokursun
Vara yoğa kakırsın sen derviş olamazsın


Kakımak varmışsa ger Muhammed de kakırdı
Bu kakımak sende var sen derviş olamazsın
Doğruya varmayınca Mürşide ermeyince
Hak nasib etmeyince sen derviş olamazsın

 

Ele geleni yersin dile geleni dersin                                                                               Böyle dervişlik dursun sen derviş olamazsın                                                              Şeyhim sözleri Hakk’tır asla hilafı yoktur                                               Senin inadın çoktur sen derviş olamazsın                                                                                                     

Derviş Yunus gel imdi ummanlara dal imdi
Ummana dalmayınca sen derviş olamazsın

 

                                                    YUNUS EMRE


17/8/2009

ALLAH'IN VARLIĞINI BİLMEK

  

Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntazam şu memleket hâ­kimsiz olur?

Başını kaldır, kendini tanıttırmak isteyen fa 'al ve kudretli bir Zâtın hârika işlerine bak. Sen başıboş olmadığın gibi, bu hadiseler de başıboş olamazlar.

Meselâ: Nasıl ki mükemmel bir eczahane ki* her kavanozunda hârika ve hassas mizanlarla alınmış hayattar macunlar ve tiryaklar var; şüphesiz gayet maharetli ve kimyager ve hakîm bir eczacıyı gösterir. Öyle de* Küre-i Arz eczahanesinde bulunan dörtyüzbin çeşit nebatat ve hayvanat kavanozlarındaki ziyahat macunlar ve tiryaklar cihetiyle* bu çarşıdaki eczahaneden ne derece ziyade mükemmel ve büyük olması nisbetinde- okuduğunuz fenn-i tıp mikyasiyle- Küre-i Arz eczahane-i kübrasının eczacısı olan Hakîm-i Zülcelâl-i hattâ kör gözlere de gösterir* tanıttırır.


Hem nasılki: Bir hârika şehirde milyonlar elektrik lâmbaları hareket ederek her yeri gezerler* yanmak maddeleri tükenmiyor bir tarzdaki elektirik lâmbaları ve fabrikası şeksiz* bedahetle elektiriği idare eden ve seyyar lâmbaları yapan ve fabrikayı kuran ve iştial maddelerini getiren bir mu'cizekâr ustayı ve fevkalâde kudretli bir elektrikçiyi hayretler ve tebriklerle tanıttırır; yaşasınlar ile sevdirir. Aynen öyle de* bu âlem şehrinde dünya sarayının damındaki yıldız lâmbaları* bir kısmı kozmoğrafyanın dediğine bakılsa* Küre-i Arz'dan bin defa büyük ve top güllesinden yetmiş def'a sür'atli hareket ettikleri halde* intizamını bozmuyor; birbirine çarpmıyor sönmüyor* yanmak maddeleri tükenmiyor.

Okuduğunuz kozmoğrafyanın dediğine göre* Küre-i Arz'dan bir milyon defadan ziyade büyük ve bir milyon seneden ziyade yaşayan ve bir misafirhane-i Rahmaniyyede bir lâmba ve soba olan güneşimizin yanmasının devamı için her gün Küre-i Arz'ın denizleri kadar gazyağı ve dağları kadar kömür veya bin arz kadar odun yığınları lâzımdır ki sönmesin. Ve onu ve onun gibi ulvî yıldızları gazyağsız* odunsuz* kömürsüz yandıran ve söndürmeyen ve beraber ve çabuk gezdiren ve birbirine çarptırmayan bir nihayetsiz kudreti ve saltanatı* ışık parmaklariyle gösteren bu kâinat şehr-i muhteşemindeki dünya sarayının elektirik lâmbaları ve idareleri ne derece o misalden daha büyük* daha mükemmeldir. O derecede -sizin okuduğunuz veya okuyacağınız fenn-i elektrik mikyasiyle- bu meşher-i âzam-ı kainatın Sultanını* Münevvirini* Müdebbirini* Sâniini* o nuranî yıldızları şahit göstererek tanıttırır. Tesbihatla* takdisatla sevdirir* perestiş ettirir.

İŞTE ALLAH' IN VARLILIĞINI BİLMEYEN ANLAMAYAN İNSAN NASIL BİR KARANLIĞIN İÇİNE DÜŞMÜŞTÜR GÖRÜYORUZ DEĞİL Mİ DOSTLARIM ...

28/7/2009

GENÇLİK NİMETİNİN ÖNEMİ

   Sizdeki gençlik katiyen gidecek. Eğer siz daire-i meşruada kalmazsanız, o gençlik zayi olup başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem ahirette kendi lezzetinden çok ziyade belalar ve elemler getirecek. Eğer terbiye-i İslamiye ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak iffet ve namusluluk ve taatte sarf etseniz, o gençlik manen baki kalacak ve edebi bir gençlik kazanmasına vesile olacak.

    Dünyada gençliğe muhabbet, yani ibadette gençlik kuvvetini sarf etmenin neticesi: dar-ı saadette edebi bir gençliktir.
     Gençlik hiç şübhe yok ki gidecek. Yaz güze ve kışa yer vermesi ve gündüz akşama ve geceye değişmesi kat'iyetinde, gençlik dahi ihtiyarlığa ve ölüme değişecek. Eğer o fâni ve geçici gençliğini iffetle hayrata -istikamet dairesinde- sarfetse, onunla ebedî, bâki bir gençliği kazanacağını bütün semavî fermanlar müjde veriyorlar. Eğer sefahete sarf etse, nasılki bir dakika hiddet yüzünden bir katl, milyonlar dakika hapis cezasını çektirir. Öyle de gayr-î meşru dâiredeki gençlik keyifleri ve lezzetleri, âhiret mes'uliyetinden ve kabir azabından ve zevâlinden gelen teessüflerden ve günahlardan ve dünyevî mücâzatlarından(cezalar) başka, aynı lezzet içinde o lezzetten ziyâde elemler olduğunu aklı başında her genç tecrübe ile tasdik eder.

14/7/2009

İŞTE DOSTLUK

Adam ve hayattaki tek arkadaşı olan köpeği bir
kazada birlikte ölmüşlerdi ... Gökyüzüne
çıktıktan sonra bembeyaz bulutların arasında
dolaşmaya başladılar ... adam çok susamıştı..
biraz su bulabilmek ümidiyle yürümeye devam
ederken, birden kendilerini muhteşem bir
manzaranın karşısında buldular.. rengarenk
çiçeklerle süslü bir bahçe, altından
yapılmış bir bahçe kapısı, ve onları
karşılayan beyazlar içinde bir kadın.. Adam
köpeğiyle birlikte kadına yaklaştı ve sordu:
"Afedersiniz...burası neresi?"
Kadın ona gülümsedi: "Burası Cennet, efendim"
Adam bunun üzerine sevinçle "Harika...!!!" dedi "Peki bana biraz su
verebilir misiniz, gerçekten çok susadım"....
Kadın cevap verdi: "Tabi efendim, içeri girin... içerde dilediğiniz kadar
su bulabilirsiniz....."
Böylece adam köpeğine döndü, "Hadi oğlum içeri giriyoruz" diyerek kapıya
yürüdü......... ama kadın onu birden durdurdu:
"Üzgünüm efendim, köpeğiniz sizinle gelemez.. hayvanları içeri almıyoruz..."
Bunun üzerine adam bir an durdu.. düşündü.. ve geri dönüp köpeğiyle
birlikte geldikleri yolun tam ters yönünde yürümeye koyuldular.... bir
süre geçtikten sonra kendilerini bu kez tozlu çamurlu bir yolda buldular,
ve yolun sonunda karşılarına çiftlik girişini andıran bir kapıyla yırtık
pırtık elbiseli bir dede çıktı... adam sordu:
"Afedersiniz.... bana biraz su verebilir misiniz??"
Dede "İçeri gel" dedi.. "kapıdan girdikten sonra sağ tarafta bir ceşme
var..."
Adam sordu: "Peki arkadaşım da benimle gelip ordan içebilir mi?" Dede "
Tabii..."dedi.. "ceşmenin yanında köpeğinin de su içebileceği bir kase
bulacaksın..."

Bunun üzerine adam kapıdan girdi... biraz yürüdükten sonra sağ tarafta
çeşmeyi buldu.. adam ceşmeden köpek de oracıktaki kaseden doya doya
içerek susuzluklarını giderdiler... derken adam geri giderek girişte
bekleyen dedeye sordu:
"Su için çok teşekkür ederim... peki burası neresi..?"
Dede "Burası cennet" dedi.. bunu duyan adam şaşırdı:
"Ama nasıl olur..? az önce burası gibi kırık dökük olmayan muhteşem bir
yere gittik ve orasının da Cennet olduğunu söylediler..."
Dede "şu rengarenk çiçeklerle süslü altın kapılı yer mi?" dedi... "ama
orası Cehennem..."
Adam iyice şaşırmıştı: "Peki ama orası sizin adınızı kullanarak insanları
kandırıyor diye hiç kızmıyor musunuz..??"
Dede gülümsedi: "Kızmıyoruz..... çünkü onlar kendi çıkarı için en iyi
arkadaşını yarı yolda bırakanları Cennet'ten uzak tutuyorlar...

12/7/2009

CENNETLE CEHENNEM

Galatasaray futbol takımı oyuncuları ölmüş ve cennete girmişler.
Hepsi de birbirinden yetenekli futbolcularmış. O günlerde cennetin baş meleğinin canı sıkılıyormuş. Şeytanı çağırıp demiş ki;
-Ey şeytan, Cennetle cehennem arasında bir futbol maçına var mısın?
Şeytan gülmüş:
-Boşuna yorulmayın, nasılsa ben kazanırım.
Cennet meleği şaşırmış:
-Ama nasıl olur? En iyi ve meşhur futbolcular burada.

Şeytan sinsice bakarak der ki;
-Ama fenerbahçe sayesinde bütün hakemler cehennemde benim emrimde!